SADAKAT


 Sadakat nedir? Neden istenir? Neden verilir? Birine sadakatle bağlı olmak ne demektir? Onun isteklerini yerine getirmek,sözünden çıkmamak mıdır sadakat? Ya da onun istediği gibi biri mi olmaktır? Temeli nedir sadakatin? Saygı? Korku? Sevgi…

 Eğer ki bir insan severse birini;sadakat onun için emir değildir,kendi içinden gelir. Eğer ki bir insan unutmazsa iyilikleri;sadakat istemez,bilir karşısındakini. Ama bir insan hırsla doluysa eğer,kendisinin olan kendisinden alınacak diye korkarsa,işte o zaman aklına gelen ilk şey sadakatsizliktir. Bir şey eğer seninse ve ezelden beridir seninse korkarsın kaybedeceğinden,korkarsın sadakatsizlikten. Ama bir şey zorla verilmişse sana,zorla kazanmışsan onu sonuna kadar gidersin. Zorluklar karşısında sevmeyi,hayata tutunmayı öğrenirsin. 

 Hayata tutunduğun için suçlarlar seni. Hayata tutunmak için yaptıklarından suçlarlar seni. Sen ki ne yollardan gelmişsindir buralara. Hep sadakatle, hep korkuyla… Ama görmezler senin geçmişini,düşünmezler iyiliklerini,duymazlar sesini. 

 Sana can borcu olan,senin canını alır,sadakatsizlikten korktuğundan. İşte o zaman, sadakatin temeli olan sevgi,yerini korkuya bırakır. Sevgiyle korku birbiriyle zıtlaşır. Ve eğer o zıtlıktan korku galip çıkarsa bil ki; ortada hatır kalmamıştır. Sadakatin zorla elinden alınmıştır…

Bir buket çiçeğin verdiği o sıcaklığı,o renkleri,o güven hissini hiçbir şeye değişmem… :)

Bir buket çiçeğin verdiği o sıcaklığı,o renkleri,o güven hissini hiçbir şeye değişmem… :)

Kriz.


 Bir kere daha anladım ki; birilerine bağlı olarak yaşamak çok korkunç bir şeymiş. Çünkü insanların birbirine saygısı yok. Sen ne kadar taviz verirsen, onlar o kadar üste çıkıyor. Ondan sonra bir bakmışsın; artık birbirinize bağlı değilsiniz,sen onlara bağlısın. O saatten sonra da ya artık çok geç oluyor ya da saygıyla birlikte sevgi de yok oluyor.

Huzur…


 Şu hayattaki en önemli şeyin ne olduğu konusunda insanların fikir ayrılığına düşmesine anlam veremiyorum artık. Bazıları para der, bazıları aşk, bazıları sağlık, bazıları aile… Ama ben anladım ki,paran da olsa aşık da olsan sağlıklı da olsan ailen de olsa,huzurun olmadıktan sonra bunların hiç birinin bir önemi olmuyor. Huzurun olmadıktan sonra ne paranın tadını çıkarabiliyorsun ne de yanındakilerle mutlu olmayı becerebiliyorsun.

 Huzurun olmadıktan sonra,ne sen sen olabiliyorsun ne de karşındakinin o olmasına izin verebiliyorsun.

CV=Geçmiş


 ”Evlilik de bir ortaklıktır.” sözünü doğru bulmaya başladım artık. Nasıl ki CV’si kötü olan birini işe almak saçmaysa,geçmişi kötü olan bir adamı koca olarak almak da o kadar saçma sanırım.

 ”Eğer beni işe alırsanız çok güzel işler yapabilirim,sizin için çok yararlı olabilirim.” diyen birini güvenipte işe alamazsınız değil mi? Peki “Benim çok kötü bir geçmişim var ama artık öyle değilim, seni çok mutlu edeceğim.” diyen bir adamı nasıl koca diye alırsınız?

 Geçmişiniz sizin CV’nizdir. CV’niz güzel şeylerle dolu olsun ki;sizi işe alsınlar. Sonradan işsizliğe ağlamanın size bir faydası yok. :)

Keşke senin annen de kürtaj yaptırsaymış da…


 Gün geçmiyor ki saçma bir açıklama şu adını bile anmak istemediğim adamın vurulası ağzından dökülmesin. Yeni bombası ise;kürtaj yasağı…

 Şimdi öyle uzun uzun bir şeyler yazmayacağım çünkü zaten durum apaçık ortada. Kendisi kürtajın bir cinayet olduğunu ve “hanım” yurttaşlarından bu konuda duyarlı olmalarını istediğini söylüyor. Kürtaj yaptırmak yerine korunmayı tercih etmelilermiş. Eğer korunurlarsa çocuk olmaz böylece kürtaja da gerek kalmazmış. Bu yüzden kürtajın -hamilelikte belirli bir süre içinde- yasal olmasının gerekli olduğunu düşünmüyor anladığım kadarıyla.

 Peki benim bir sorum olacak. Hangi doğum kontrol yöntemi %100 koruma sağlıyor? Doğum kontrol yöntemlerini kullanmasına rağmen yine de hamile kalan bir çok kadın var. Peki ya bu kadının o bebeğe bakacak parası yoksa,durumu yoksa? (Her şeye zam üstüne zam yaparken bunu da düşünmüşler mi?) Ne yapsın,kocasıyla birlikte olmasın mı? Kürtaj cinayet diye bebeğe bakamayacak aileler zorla çocuk sahibi edildikten sonra o bebeğe ne olacak? Nasıl bakılacak,ihtiyaçları nasıl sağlanacak? Kürtaj cinayetse bu ne?

 Bu açıklamayı yaparken sanki sadece evlilik dışı ilişkiye girenler kürtaj yaptırıyormuş gibi konuşuluyor. Ama gün gibi ortada olan şöyle bir gerçek var ki;kürtaj evli çiftlerin de başvurduğu bir yöntem.

 Ayrıca hangi kadın zorunda kalmasa bebeğine kıymak ister? Hep savundum hala savunuyorum; doğum kontrol yöntemleri işe yaramayabilir. Ama hiç kimse bakamayacağı çocuğu doğurup “bir insanın hayatını” elinden almamalı. Çünkü bir insanın hayatı kürtajla değil,yetersizlikle alınır.

 Geçen gün internette bi yazı okudum. Erkeklerin çocuk sahibi olma problemlerine karşı bi çözüm geliştirmişler caanım “bilimsel adamlar”. Söylediklerine göre sperm hücresi olmayan erkeklerden ince bir iğneyle sperm üreten adacıktan doku alınıyomuş,sonra -artık nasıl oluyosa- o doku sayesinde sperm üretilip yine ince bir iğne yardımıyla kadına enjekte ediliyomuş.

 Bu tabi ki güzel bir şey. İnsanlara bir umut vermenin yeni bi yolu. Ama her nedense ben bi an kendimi şunu düşünürken buldum: “Bunun romantik bi işlem olması gerekmiyo mu?”

 İnsanlar bebeklerine aşkımızın meyvesi diye hitap ederler ya hani,e o çocuk neyin meyvesi o zaman? Sonuçta aşkla yapılan bi şey değil. Acı çekiyosun nitekim. İlk göz ağrım lafını hiç bi zaman sevmemişimdir ama bu çocuklar için geçerli olabilir mi bu deyim? Ya da, zor elde edilenin değeri konuşulur ya hep hani,bu da öyle bi şey midir?

 Ama yine de, sakin kafayla bi düşününce, bebeğini daha yeni doğuran annenin, bebeği ona ilk baktığı anda, ona bakıyo diye heyecanlanıp güzel görünmek için saçlarını düzeltmeye başlaması her iki durumda da geçerli. :)

         

Masallar diyarındaki peri olmak vardı şimdi :)

Masallar diyarındaki peri olmak vardı şimdi :)

Görüntüyü bozmasın diye yangın merdiveni tahtadan yapılmış, yanan bir karadeniz evinde hapsolmuş gibiyim.

Magic World…


 Yaşasın!Alemlerin en güzel dünyasına buyrunuz:Gökyüzünün her zaman masmavi olduğu bu büyülü dünyada hiçbir çevre kirliliği yaprakların parlak yeşilini zedelemez,en ufak bir sivilce kızların şeker pembesi tenine gölge düşürmez.Bomboş yollarda,güneşten esmerleşmiş uzun bacaklı genç kadınlar parlak kırmızı spor arabalarını sürerler ve sessizce paha biçilmez eşyalarla döşenmiş kocaman dairelere veya zengin yazlık köşklerine doğru süzülürler.

 Orada,keyfi yerinde baba ve anne,neşeyle çalınan kemanları dinleyerek çiçek tarhlarının arasında beklemektedir.Çocuklar çevrede gülerek hoplar,zıplarlar.Besleyici sevimli çikolata Pingui’nin sayesinde sevinçten yerlerinde duramazlar.Bu çocuklar hiç ağlamazlar,hiç bitlenmezler.Karnında tek bir çatlak,vücudunda tek bir gram yağ fazlası olmayan 20 yaşındaki anneleri,hiçbir zaman kakaya bulanmamış,öylesine mis gibi kokan,tombul popolarına bir yandan şarkı söyleyerek bezlerini bağlar.

 Güzelim,sarışın peri kızı lokanta büyüklüğünde bir mutfakta dans ederek yerleri Vileda’yla silmektedir.Mucizeler yaratan bir toz sayesinde dağ gibi yığılmış pis,iğrenç çamaşırları,düzenle istiflenmiş yepyeni giysilere dönüştürüverir.

 Mucizeye bakın!Aybaşı kanı masmavi olmuş ve artık külotlarını kirletmiyor,pencereden görünen gökyüzü kadar mavi!

 Bu süre içinde dünya ilerliyor! Yakışıklı,genç ve karizmatik baba evine gelir.Tıpatıp bir Claudia Schiffer olan anne,hep öyle tertemiz,ipek gibi saçlarıyla,çırılçıplak onun kollarına atılır.Baba ise onunla birlikte,hiç kuşkusuz dünyanın en iyi kahvesi olan ihtiras kahvesini içmek ve istek diye adlandırılan tüm o ürünlerin tadına bakmak için siyah ipek çarşaflara bürünür… İkisi birlikte cinsel gücü arttıran şilteler üzerinde yuvarlanırlarken yeni bir şarkıcık ısrarla mırıldanmaktadır: “Her şey yolunda. AIDS buradan, benden geçemez.”

 Uyandığında anne hiçbir zaman kırılmayan uzun tırnaklı,boyalı parmaklarının güzelleştirdiği yumuşacık elleriyle mucizeler yaratan bir kremi yüzüne sürer.Kırışıklıklar birdenbire silinir,dudaklar parlar ve bir sinema yıldızının dudakları gibi kıvrılır. Parliament sigarası ve Armani parfümü sayesinde bir delikanlı kadar çevik olan baba,onu ilk günkü gibi arzulamaktadır.Gerginlikti,yorgunluktu iz kalmamıştır.Her şey aşk içinde yüzer,gözler pırıl pırıl parlar ve çocuklar neşe içinde ödevlerini yapmaya koşar.

 Bitişikteki post modern yapıda,sinekkaydı traş olmuş altın çocuklar dünyanın öteki ucundaki kravatlı,takım elbiseli meslektaşlarına müthiş sözleşmeler fakslarlar.Bu demokratik toplumda dediği dedik şef diye bir şey yok.Grevdi,sendikaydı,can sıkıcı maaştı,yetki rekabetiydi yok.Günlük yaşama indirgenmiş bir düşler ülkesi!Halk daha ne ister ki? Hiçbir şey!Çünkü bu olağan üstü gezegende yaşam güzeldir.

 Bu büyülü dünyanın adı da; Reklam Dünyası’dır.

                                                                 -Reklam Bize Sırıtan Bir Leştir